Cuma, Haziran 6, 2008
Euro 2008 Austria - Switzerland
EURO 2008 BAŞLIYOR......
Euro 2008 başlarken bizim de kalbimiz Türkiye ile atacak.
Cenevre yakınlarındaki La Reserve Otel'de Portekiz ile oynayacağı ilk maçı bekleyen Türk Milli Takımı'nda turnuva öncesi sağlık sorunu olan futbolcu bulunmuyor. Milli Takım'ın sağlık heyeti, Avrupa Futbol Şampiyonası hazırlıklarının üç aşamalı bir kamp programıyla gerçekleştirildiğini belirterek, çalışmalara ilişkin şu bilgileri verdi:
ÜÇ AŞAMALI KAMP
1-Antalya: Futbol sezonundan büyük yıpranmışlıkla çıkan futbolcuların Milli Takım ekibi gözlemi altında, dış etkilerden uzak, aileleriyle birlikte hem mental hem fiziksel hem de sosyal anlamda yenilenmesine imkân yaratmak için ilk kamp Antalya'da yapıldı. Antalya, bu sayılan unsurların yanında Avrupa Şampiyonası'nın zihinsel hazırlığının da başladığı yer oldu.
2-Almanya: Mental ve fiziksel hazırlığın üst düzeye ulaştığı Almanya kampı sırasında, tedavilerine başlanmış oyuncuların rehabilitasyon ve performans çalışmalarına hız verildi. Almanya kampı döneminde bütün oyuncuların beslenme durumları, fiziksel performansları, günlük, hatta antrenman öncesi-sonrası takibe alındı. Bütün antrenman çalışmaları öncesinde teknik heyet, sağlık heyeti ve performans heyeti toplantılar yaparak planlama konusunda fikir birliğine varıldıktan sonra uygulamalara geçildi. Oyunculara uygun aralıklarla izinler verilerek mental ve sosyal anlamda rahatlamalarının sağlanabileceği zemin hazırlandı.
3-İsviçre: Fiziksel ve mental hazırlığın olgunlaştığı bu kamp döneminde teknik-taktik çalışmalar da yoğunlaştı. Artık son çalışmaların yapıldığı ve bu çalışmalar öncesinde oyuncularla teknik-taktik toplantıların yapıldığı süreçte toplantı salonunda oyun planıyla ilgili görsel ve interaktif çalışmalar gerçekleştirildi. Antrenmanların yoğunluğu daha önceki fiziksel çalışmaların etkinleşmesine yönelik olarak devam etti.
PERFORMANSA YÖNELİK ÇALIŞMALAR
Antalya kampında başlayan ve Almanya'da da devam eden ölçüm ve testlerin tüm sonuçlarının spor hekimliği ve atletik performans açılarından değerlendirilmesiyle uygun bir antrenman programı planlandı. Buna bağlı olarak oyuncular tüm antrenmanlar boyunca bireysel olarak da takip edildi. Gerekli bireysel düzenlemeler teknik heyet, performans ekibi ve sağlık heyeti tarafından yapıldı. Almanya kampında yüksek dozda belirlenen ve uygulanan antrenman temposu maçlarla desteklendi. İsviçre'ye geçildikten sonra giderek azalan yoğunlukta programlamayla maç tarihinde oyuncuların en yüksek performansa ulaşmaları planlandı.
SAĞLIK AÇISINDAN DEĞERLENDİRME
Sezon bitimiyle birlikte çeşitli bölgelerinde antrenmana katılamayacak kadar ciddi sakatlıkları olan Servet Çetin, Gökhan Gönül, Volkan Demirel ve Hamit Altıntop ile tedavileri devam ettirilerek antrenmanlara kontrollü katılmaları sağlanan Semih Şentürk, Gökhan Zan, Kazım Kazım, Gökdeniz Karadeniz ve Uğur Boral ile kampa başlandı.
Bu oyunculardan Gökhan Gönül, tedavisi sürdürülerek, hiçbir
antrenmana çıkarılmadan, uygun zaman aralığında gerekli ileri muayene
ve tetkikleri yapılarak sağlık ve performans açısından turnuvadaki maç
takvimine yetişemeyeceğine karar verilerek, tedavisine kulübünde devam
ettirilmek üzere kadrodan çıkarıldı.
Diğer oyuncular ise kampta
uygulanan yoğun tedavi, rehabilitasyon ve özel antrenmanlar sayesinde
kısa sürede en sağlıklı ve en yüksek performansla takıma kazandırıldı.
5 Haziran 2008 tarihi itibariyle Milli Takımımızda maç oynamasına veya antrenmana katılmasına engel sağlık sorunu olan futbolcu bulunmuyor.
| Laf şampiyonu olduk, sahada Allah kerim! |
||||
Aslında bu konudaki tuhaflık daha kuraların çekildiği gün başladı. Canım, gruptan çıkmanın da lafı mı olurdu; biz final oynayacaktık! Evet, neyi ne kadar bildikleri çok kuşkulu olmasına karşın radyo ve televizyonlarda sürekli konuşma imkanı bulan, gazetelerde de yazan bazı kişiler Milli Takımı Avrupa Şampiyonu yapıverdiler! Oysa bundan sadece birkaç ay önce çok daha değişik şeyler yazıp konuşuyorlardı. Hatırladığım kadarıyla, gruptan çıkma şansımızın kalmadığı ve Terim'in bu işi yapamadığı yolundaki görüşler epeyce yaygındı. Allah selamet versin, başlangıçta hocamız da tedirgindi; kendi kesesinden bu şampiyonluk vaatlerini şaşkınlık içinde izliyor ve hangisine ne yanıt vereceğini bilemiyordu. Baktı o da olacak gibi değil, ?Niye hedefimiz final oynamak olsun; oraya çıkmışken kupayı da almalıyız? deyiverdi...
Birine kırk kez bir şey derseniz böyle oluyormuş demek ki. Eh, kırk değil dörtyüz hatta dörtbin kez de bizim kupayı alabileceğimiz söylendi. Kupa avucumuzda sayılır... Günlük dilde çok fazla kullanılan ve anlam kaymasına uğramış olan ?gerizekalılık? durumunu tıp bilimi ?sıralama yapamamak? olarak tanımlıyor. Yani neyin önemli neyin önemsiz olduğunu bir sıraya sokup da ona göre davranamamak, konuşamamak durumu oluyor bu... Sırayla konuşmak yani normal zekâ düzeyinde sözler edebilmek için önce grubumuzdaki rakiplerin kalitesine saygı duymak gerekiyor. Çek Cumhuriyeti belki de bize en zor gelen rakiplerden biri. Bunu onlarla bugüne kadar yaptığımız maçlara bakarak kolaylıkla görebiliriz. Futbolumuzun en parlak günleri sayılabilecek olan bir dönemde 30 Nisan 2003'te bize 38 dakikada 4 atmışlardı da, ?Aman Allahım! Yeni bir 8 rezaleti mi geliyor...? diye gözlerimizi kapatmıştık... Portekiz karşısındaki bilânçomuz da çok farklı değil. Üstelik şu dönemde Portekiz daha iyi durumda. Yani ikisinden birini gözümüze kestirmemiz gerekiyorsa yaşadığı dönemsel sorunlar yüzünden sanki Çek Cumhuriyeti daha uygunmuş gibi görünüyor. İsviçre, futbol tarihimiz boyunca tatminkâr sayıda galibiyet alabildiğimiz sayılı rakiplerden biri. Ancak onlara karşı 'garanti' denebilecek bir üstünlüğümüz filan söz konusu değil. Evsahipliği avantajıyla onlar da bizi bozabilirler. Evet, durumumuzu mantıklı biçimde ele aldığımızda, en güçlü olasılığın grup sonunculuğuyla kestirmeden evimize dönmek olduğu görülüyor. Önce bunu bir yere yazalım. İşte orada duralım. Elbette ki hiçbir takım oraya kolay gelmiyor ve böylesine çabuk veda etmek de istemiyor. Üstelik Milli Takımın futbol diliyle söylenecek epeyce sözünün olduğu da biliniyor. Peki, bu sözü gerçekten söyleyebilecek miyiz? Biz Türk'e Türk propagandası yaparak kendimizi avutalım, bir İngiliz gazeteci gerçeği bütün çıplaklığıyla ortaya koydu. Evet, deplasmanda Yunanistan'ı 4-1 yenmek gibi tarafsız yorumculara akıl almaz görünebilen işler yapabiliyoruz. Fakat Malta ve Moldova karşısında da çuvallayabiliyoruz. Peki, bunların hangisi Türk Milli Takımı? Ya da Avrupa Şampiyonasında sahada bunlardan hangisini göreceğiz? 11 kişinin oyunu olarak neyi yapıp neyi yapamadığımız biliniyor. Peki, yapamadıklarımızı yapabilme konusunda niçin ileri doğru adımlar atamıyoruz. Şampiyona bittiğinde Fatih Terim ikinci dönemde 3 yılı tamamlamış olacak? Bir hesap çıkarıldığında, hocanın Milli Takımı bir noktadan alıp daha ileri doğru götürdüğünü söyleyebilmek mümkün mü? Tamam, yetki onda ama oyuncu seçimi daha az tartışmalı olamaz mı? Savunmadaki sorunları giderebilmek için sonsuza kadar beklemek zorunda mı kalacağız? Sürekli yenildiğimiz hazırlık maçlarında aldığımız dersler ne zaman işimize yarayacak? Son 1 ay içinde gözlenen değişimin çok daha önce gündeme getirilmiş olması gerekmez miydi? Şimdi bu anlamda biraz tek ayak üzerinde yakalanmış gibi olmayacak mıyız? ?Milli Takımın dünyada yenemeyeceği rakip yok' türünden babalanmaları ciddiye alabiliriz. Ancak bununla bir yere varabilmek mümkün olabilir mi? İtalya, Almanya, Fransa düzeyinde bir istikrar çizgimiz olmasa da hiç değilse Portekiz ya da Romanya hizasını tutturamaz mıydık? ?Türklerin ne yapacağı belli olmaz!? lafı 1970'li yıllarda bizim için bir övünme vesilesiydi. Oysa yabancılar nezaket çerçevesinde düpedüz alay ediyorlardı bizimle. Aradan 30 yılı aşkın süre geçip bir yığın aşamayı geride bıraktıktan sonra yine benzer bir noktada olmak ne kadar hazin? Keşke umutlanacağımız noktalar futbolun kendisiyle ve bizim becerilerimizle ilgili olsaydı. Ne yazık ki öyle değil. Biliyorum, pek içinden çıkılabilecek gibi olmadı bu yazı. Fakat inanın böyle olduğu için de Milli Takımın durumunu tam olarak yansıtıyor. Yine de enseyi karartmayın! Malum, Türklerin ne yapacağı belli olmaz. Ahmet ÇAKAR | ||||
|
Dünya Kupası?ndan sonra en çok ilgi çeken kıta şampiyonası olan Euro 2008 için geriye sayım hızla devam ediyor. | ||
|
Euro 2008?de vitrine çıkacak yıldızlar |
|||
|
Zidane, Figo, Beckham, Raul, Totti ve Nedved gibi yıldızların yokluğunda futbolseverlerin gözü Ronaldo, Ribery, Torres, Deco, Ballack, İbrahimoviç, Del Piero?nun üzerinde olacak. Kimin şampiyon olacağı kadar şampiyonaya hangi oyuncunun damgasını vuracağı da önemli. Bir de Euro 2008?de vitrine çıkıp, yıldızını parlatacak isimler var. Biz merceğimizi parlayacak yıldızlar üzerine çevirdik. Nani (Portekiz-1986): Alex Ferguson?un futbol dünyasına sürdüğü son marka olan Nani, tıpkı Manchester United?de olduğu gibi milli takımda da Ronaldo?nun gölgesinde kalıyor. Sezon başında 17 milyon Euro karşılığında Sporting Lizbon?dan M.United?e transfer olan Nani, hızı ve tekniğiyle adından söz ettirdi. Milli formayı 2006?da giymeye başlayan Nani, 12 maçta 2 gol attı. Daniele De Rossi (İtalya-1983): Oyunu iyi okuması, hava toplarındaki hakimiyeti ve attığı sert şutlarla adından söz ettiriyor. Defans-ortasaha bağlantısını çok iyi gerçekleştiriyor. Roma?da doğan Rossi?yi futbola kazandıran isim babası. Roma?ya baba torpiliyle değil, futbol yeteneğiyle geldiğini kısa sürede ispat etti. 25 Ocak 2003 tarihinde oynanan Coma maçıyla Serie A?daki ilk maçına çıkan Rossi, beklenenin üzerinde bir performans sergiledi. Roma?da Totti?nin gölgesinde kalan Rossi, kaptanının yokluğunda Euro 2008?de vitrine çıkmak istiyor. Fernando Torres (İspanya-1984): Henüz 17 yaşındayken İspanya Ligi?nde oynamaya başlayan Tores, sorumluluğun verdiği ağırlıkla kısa sürede olgunlaştı. Birçok oyuncunun yıllarca beklediği kaptanlık pazubandını taktığında 20?sine bile gelmemişti. Golü çok iyi koklayan Torres?i futbol dünyasına kazandıran isim İspanya?da ?Hocaların hocası? unvanlı ve şu an milli takımı çalıştıran Luis Aragones. Torres?in futbol kabiliyetini erken keşfeden Aragones, sabır ve istekle dünya çapında bir yıldız yetiştirdi. Almanya 2006?da kendine güveni gelen Torres için Euro 2008, Raul sonrası milli takımın dümenine geçeceği şampiyona olacak. Bu sezon Liverpool?da fırtına gibi esen Torres, turnuvaların kötü takımı İspanya?nın en büyük umudu. İvan Rakitiç (Hırvatistan-1988): Schalke 04?ün Lincoln?ün boşluğunu doldurmak için transfer ettiği Rakitiç, Hırvatistan?ın Euro 2008 yolunda oynadığı 12 maçın sadece 4?ünde forma giydi. Ancak ?geleceğin yıldızı? olduğunun sinyalini verdi. Ailesinin Yugoslovya?daki karışıklıktan dolayı İsviçre?ye göç etmesinden dolayı kariyerine Basel takımında başlayan Rakitiç, çalımları, adrese teslim pasları ve sorumluluk almasıyla tam bir 10 numara. Kerim Benzema (Fransa-1987): Euro 2008?e Fransa Ligi?nin gol kralı olarak gelen Benzema, genç yaşına rağmen gol yollarında ustalığıyla dikkat çekiyor. Çalım atıyor, şut çekiyor ve gol noktasında doğru yerde, doğru zamanda oluyor. Alex Ferguson?un Manchester United kadrosunda görmek istediği bir isim olan Benzema, Fransa Ligi?nin en çok kazanan oyuncusu. Klaas Jan Huntelaar (Hollanda-1983): Van Basten?in Almanya 2006 kadrosunda yer vermediği Huntelaar, 1,86?lık boyu ile hava toplarında başarısız bir görüntü çiziyor. Topla ilk buluşmasında başarısı ve arkadaşlarına verdiği isabetli paslar avantajları olarak karşımıza çıkıyor. Tekniği ve gol noktalarındaki usta vuruşlarıyla kalecilerin korkulu rüyası olmaya devam ediyor. Hollanda Ligi?nde 2 kez gol kralı olan Huntelaar, ilk kez bir uluslararası turnuvada vitrine çıkacak. Luca Modriç (Hırvatistan-1985): İngiliz kulübü Tottenham?ın 21 milyon Euro karşılığında 1 Temmuz 2008?de kadrosuna katacağı Modriç, Avrupa?nın en yetenekli orta saha oyuncularından biri olarak gösteriliyor. Topla her türlü hareketi yapabilen Modriç, Hırvatların efsane isimleri Boban ve Prosinecki?ye benzetiliyor. Samir Nasri (Fransa-1987): Orta sahanın ofans hattında her bölgede oynayan ender oyunculardan biri olan Nasri, sağ ayağını bir raket gibi kullanıyor. Hızını tekniğiyle birleştirerek Henry?i hatırlatırken, attığı çalımlar, verdiği keskin paslar ve kaleye gördüğünde çektiği isabetli şutlar ?neden yeni Zidane? denilmesinin cevabını veriyor. Çalışkanlığı onun buralara gelmesinin en belirgin sebebi. İdmanlarını aksatmayan, her boş fırsatı değerlendiren, yeni yeteneklere sahip olmayı hedefleyen bir yıldız adayı. Ricardo Quaresma (Portekiz-1984): Euro 2004?de sakat olduğu için şampiyonayı tribünden seyreden Quaresma, 2003 yılında 6 milyon Euro karşılığında Barcelona?ya transfer oldu. Ancak yıldızı Frank Rijkaard ile bir türlü barışmadı. Porto?ya döndüğü 2004?te gerçek kimliğini bulmaya başlayan Quaresma, sağ kanat ve forvette başarılı oyunuyla sivriliyor. Cesc
Fabregas (İspanya-1987): Henüz 21 yaşında; ancak sahada futbolunun
olgunluk dönemini yaşayan bir oyuncu profili çiziyor. Arsenal orta
sahasının lideri olan Fabregas, tekniği ve oyunu iyi okumasıyla dikkat
çekiyor. Oyun stili olarak Fransız Patrick Vieira?ya benzetiliyor. Hasan CÜCÜK | |||
|
Kronometrenin hızla geriye saydığı 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası'nın şu ana kadarki en ilginç sahnesiydi Portekiz idmanı. A Milli Takımımız'ın Almanya'dan İsviçre'ye uzanan kamp programında hep yanında olduk. | ||
|
Portekiz'in ayakları yerden kesildi! |
|||
|
Başka ülke takımlarının kamplarını da gerek yerinde gerekse basın organlarından takip etmeye çalıştık. Ama böylesini görmedik!.. Türkiye'deki bazı meslektaşlarımızın sohbet ederken hayret ifadesi olarak kullandığı, '10 dünya kupası gördüm, böyle şey görmedim!' lafının bir nevi karşılığını gözlemleme şansı bulduk. 10 dünya kupası görmeye yaşımız müsait değildi; ama Türkiye'nin katıldığı 3 Avrupa Şampiyonası'nın ikisine şahitlik etmiş biri olarak ilk kez bir idmanda yaklaşık 15 bin taraftarı bir arada gördük. Bizim yaşadığımız bu 'ilk' belki dünyadaki tek ilk değildi; fakat olağan bir şey olmadığını da, yabancı ajansların olaya abartılı ilgi göstermesinden rahatlıkla anlayabiliyorduk? Konu konuyu açmadan, bizi şaşkınlığının ceza sahasına sokan mevzuya bir isim arayışına girersek; Güney Amerika çılgınlığının Avrupa versiyonu ile karşılaştık diyebiliriz. Türkiye'de neredeyse Süper Lig maçlarının bile ortalama 15 bin kişiye oynandığı gerçeğini göz önüne alınca, Portekiz idmanını izleyen kalabalığın ne büyük bir sıra dışılığa imza attığını anlatabiliriz. Hayretimiz bu kalabalığın orada toplanması ile sınırlı kalmadı elbet. İkinci artçı şok, taraftarın elindeki 16 frank'lık (yaklaşık 15 dolar) biletleri görünce geldi... Merkez üssü İsviçre'nin Nechautel şehri olan bu sarsıntıda anlaşıldı ki, Türkiye'deki futbol aşkı bunlarınkinin yanında ofsayt pozisyonunda kalıyormuş!.. Coşmak için bahane arayan tribündeki kalabalık, Cristiano Ronaldo'nun topla yaptığı cambazlıkları bir kenara bırakın, adamın yüz mimikleri ile bile kendinden geçiyordu. Teknik Direktör Scolari ise resmen tribünlere oynadı! Çift kale maçta frikik atışlarını her seferinde farklı bir altın kramponuna attırarak antrenmanda hem taktik hem de politik bir çalışma yaptırmış oldu! Tribünden detay izlenimler edinmek için yakın plan çalışmalarına geçtiğimizde yaka kartımızdan bizi deşifre eden bir grup taraftarın 'ahanda bu Türk' tarzı sobelemesiyle bir anda paniklediysek de, sanki Fenerbahçeli olduğumuz alnımızda yazıyormuş gibi peşi sıra yüzümüze yapıştırdıkları, 'Galatasaray, Galatasaray' şamarı dayak yemekten beter etti bizi! Neyse yazacak çok şey var ama yerimiz dar olduğu için konuyu dallandırıp budaklandırmadan ana fikre gelmek istiyoruz... Dememiz o ki, bu Portekizliler karşısında işimiz zor. Dikkat ettiyseniz 'çok zor' demiyoruz. Zira işin içinde milli duygular olduğu için hafifletici sebepleri de göz önüne almak zorundayız. Adamlar daha maç başlamadan 12. adamları ile 1-0 öne geçmiş olsalar da, unutulmamalı ki, futbol mezarlıkları nice havalı takımların cesetleri ile dolu. Hazır felsefe yapmışken şunu da belirtelim. Futbolda 'yere sağlam basan kazanır' klasiği hâlâ geçerliyse, taraftarının şımartması ile ayakları yerden kesilmiş Portekizlileri pekala çelmeleyebiliriz. Belki!... |
|||
| M.BURAK BÜRKÜK - CENEVRE | |||
KayNAk: http://euro2008.zaman.com.tr

Bedava Site